HAFTASONU; İSTİKLAL CADDESİ, ORTAKÖY, KIZ KULESİ, ÇENGELKÖY

11 Temmuz 2007


Uzuuun çok uzun zaman önce, bir blog yazarıydım sanırım hatırlayamıyorum!!! Gerçi hiç bir zaman Zoti ya da İbeking ve diğerleri gibi bir performans sergileyememiştim ama kendi çapımda takılıyordum kah burada kah diğer blogumda.

Sonra 'Oh be nihayet Zoti askerden geldi', 'iş değişikliği dolayısıyla mekan değişikliği' gibi hayat gailelerine daldım, gittim. Yıllık iznim de iç edildi tabi, iş değişikliği sebebiyle. Bu nedenle Zoti'cim asker dönüşü aldığı bir haftalık iznini yalnız takılarak geçirdi ve sonuç olarak da dostlar, tüm yaz da İstanbul'a tıkılıp kalmış durumdayız; BU YÜZYILIN EN SICAK YAZINDA!!!! Ama cin ben, site sahibinin kendisinin haberi olmasa da yavaş yavaş haftasonu kaçamakları planlamaya başlamış bulunmaktayım zira öbür türlü sıkıntıdan ve beyin yorgunluğundan bana yavaş yavaş gelmeye başlamış bulunmaktalar.

Haftasonları eğer arkadaş düğünü, nişanı ya da Yalova ziyaretleri gibi planlanmış bir etkinliğimiz yoksa bile arkadaşlarımızı şehir dışından itinayla getirterek gezip tozma faaliyetleri içerisine giriyoruz. Bu hafta sonu Bahar'ı kandırdık.

Cuma günü telefonla haftalık geyiğimizi yaparken, "Bi haftasonu geleyim gezelim" dedi. Ben de " Haftaya Erkan'ın düğünü var, ondan sonraki hafta sonu da evi taşıyoruz, yarın gel, gezelim." dedim. Tamam, hadi bakalım şeklinde akşama otobüse bilet aldı, Ankara'dan atladı, geldi.

Tabi Bahar'ın otobüsü cumartesi sabah saat 06.45 gibi erken bir saatte İstanbul'a varınca, o saatte hemen güne başlayamadık çünkü kahvaltı için bile hiç bir yer açık değildi. Eve geldik. Zaten Zoti pirelerle berber iken modundaydı biz de biraz laflayıp uyuduk. Kalkınca kahvaltıyı evde etmeye karar verip mükellef bir sofra hazırladık. -Zoti'nin enfes sucuklu yumurtasını burada anmadan geçemeyeceğim, itinayla evde olduğumuz her hafta sonu yaptırıyorum, böööle iki kişi için 5 yumurtalı falan. Sonra oturup 2/3 ünü utanmadan ben yiyiyorum. En son yaptığında, ona pek birşey kalmayıp hepsini ben yiyince Zoti " Aaaaa yeter artık canım, ben yapıyorum, ben aç kalıyorum!!!!" nidalarıyla tavaları ayırmaya karar verdi. -

Neyse, kahvaltı sonrası Zoti Bey'in cumartesi akşamüstü için blog toplantısı vardı, bu yüzden kendileri toplantı saatine kadar dinlenmeye karar verdiler, biz de iki kız İstiklal'e gittik. O sıcakta Caddeyi baştan sona kattettik, hiç affetmedik, bir çok dükkana (tercihen klimalı olanlarına) girdik, alışveriş yaptık. Ohhhh ne kadar keyifli diye diye Tünel'in oraya kadar vardık

Tünele varınca, gittikçe yükselen, darbuka ve benzeri çalgılardan oluşan ve insanın içini kıpır kıpır yapan bir sese doğru giderken bulduk kendimizi. Bir de baktık, bir sahne, ortada insanlar, kimisi darbuka, kimisi, tef, eline birşeyler almış çalıyorlar. Kalabalık bir insan grubu da onları izliyor. Hemen katıldık seyretmeye. Akabinde öğrendik ki, sen de istersen kimliğini rehin bırakmak suretiyle bir çalgı edinip, çalanlara katılabiliyorsun. Zaten çalanlardan sadece 5 'i profesyonel, kalanı yoldan geçenlerden oluşuyordu. Bir teyze kucağında çocuğu ile tef çalıyordu mesela.

Ben de tabi etkinlik insanı olarak hemen bir aleti kaptım, katıldım aralarına. Bununla ilgili size sadece yukarıdaki küçük fotoğrafı gösterebiliyorum çünkü fotoğrafları Bahar arkadaşımızdan alamadık halen.(Önde elinde kırmızı zımbırtıyı sallayarak ritim tutan şahıs ben oluyorum) Alınca ilk fırsatta ekleyeceğim. Çok keyifliydi.

"Niye yapıyoruz ki bunu?" sorusunun cevabı da UNICEF YARARI'na imiş. Anlamadım bu faaliyetten onlar nasıl yararlanır, Biz çaldık, Unicef mi oynadı? Orası bir muamma.

Oradan geri caddenin başına döndük. Zoti'nin toplantısına uğrayıp onların masasına sığmayacağımıza karar verip ayrı bir masada karnımızı doyurduktan sonra yine Zoti'yi orada bırakarak bu sefer Ortaköy'e gittik.

Saat olmuş akşamın sekizi. Peki bu bizi durdurdu mu Bahar'la, hayır. İstisnasız her sokaktaki her sergi standına baktık mı, evet(vallahi yalan söylemiyorum). Bir sürü incik bonzuk, takı, anahtarlık gibi kıvır zıvır aldık mı cebimizin son kuruşuna kadar, EVEEEET!!! Tabanlarımız ağrıyıp ve paramız da bitince Zoti'yi aradık. Gel bizi al diye. O da geldi, üstüne bir de Mado'dan dondurma yediler. Eh artık gece yarısı bi zahmet evimize gidip yattık.

Peki burada bitti mi? Biter mi? Tabi ki hayır. Pazar sabah, Bahar'ın "arkadaşlar uyandırmak istemezdim ama çok acıktım. Hem söz verdiniz hani Kız Kulesi'ne gidecektik, hadi kalkın,bır bır bır dır dır dır..." ları eşliğinde sürünerek kalktık yataktan. Yine süper sucuklu yumurta eşiliğinde kahvaltı sonrası, öğlenin saat 13.30 u civarında başka hiç bir şey yapılamazmış gibi Kız Kulesinin yolunu tuttuk. Valla bilmeden akıllıca da birşey yapmışız zira hiç bir yerde yaprak kımıldamazken orası efil efil esiyordu. Baktık, cebimizde sadece gidiş dönüş motor parası var. Dolayısıyla motorun bir seferiyle gittik, rüzgarıyla serinledik, hımm burası Kadıköy, evet burası da Eminönü, burası Haydar'ın paşası falan diye kısa bakışlar atıp motorun bir sonraki seferi ile kıyıya geri döndük.

E ne yapacağız peki otobüsün kalkmasına çok var derken, hadi Çengelköy'e gidelim kararı verdik. Bu cin fikirlerin hepsi Bahar'ın kafasının altından çıkıyor tabi yoksa biz sağ kolumuzu bile kaldıracak bir halde değildik. Gittik Çengelköy'e. Sıkış pıkış o meşhur Süper Baba dizisindeki kahvede oturduk, birşeyler içtik.

Oradan da sıkıldık. Kalktık, bindik arabaya, nereye gidelim tartışması istisnasız 45 dakika sürdü. Ataşehir'de otobüs terminaline yakın olsun diye Divan'da oturduk yemek yedik. Kahve içtik, serinde keyif yaptık. Sohbet ettik. Oradan da Bahar'ı otobüsüne bırakıp nihayet eve geldik dostlar.

Biz iki günde bunları yaptık. Siz neler yaptınız?

İlgili Diğer Yazılar



Yazan Shemsa  

0 yorum:

Yorum Gönder