www. karalamadefteri. com'a kavuştuk sonunda

30 Ağustos 2007


Sonunda bu da haloldu. Bir süredir www.karalamadefteri.com adresimizi blogumuzla buluşturabilmek için blog.karalamadefteri.com'a yönlendirerek anlamsız bir iş yapıyorduk.

Hal böyle olunca google'da iki site varlığı ortaya çıktı. Diğer bloglardan gelen bağlantılar da farklı farklı oluyordu. Ve sonunda da pagerank'imiz hiç hesapta yokken 4'ten 3'e düştü. Çünkü ister istemez www.karalamadefteri.com 'a verilen linklerin bir kısmı blog.karalamadefterine.com'a verilir oldu. Bu şanssız bir SEO örneği olarak kayıtlarda yer aldı.

Sebebi de karalamadefteri'ni ilk zamanlarda mynet'ten hosting alarak yayınlamamızdı. Daha sonradan blogger üzerinden ftp'ye yükleme seçeneyi siteyi blogger'da hazırlayıp ftp sitemize atıyorduk. Bir süre sonra sayfada içerik artıkça yükleme sorunları yaşamaya başladık. Sorunun benim askerlik sürecime rastlaması durumu daha da kötüleştirdi. Bu arada blogger imdadımıza yetişti ve blog sahiplerine kendi alan adlarını kullanarak hosting hizmeti de vermeye başladı.

Ancak biz www alt alan adımızı kullanamadık uzun bir süre. Blogger ile yazışmalar, mynet ile görüşmeler sonucunda, çareyi mynetten aldığımız hostingin süresinin bitiminde kendiliğinden sağladık. Durumun düzeldiğini gördüğümde şirketin ortasında kendi kendine sevinen hoplayan bir adamdım ve çalışanlar garip bakışlarla durumu anlamaya çalışıyordu.

"Bir şey olmuş defterine çalışmış mı?, çalınmış mı? ne..."

Kısaca www.karalamadefteri.com artık kendi adıyla doğru adreste yayında. blog.karalamadefteri.com'da bir süre sonra olmayacak. Var olan linklerinizi www.karalamadefteri.com olarak düzenlemenizi rica ediyorum

.

Amy Winehouse, Back To Black

18 Ağustos 2007

Şarap gibi kadınlar vardır ve onlar yıllar geçtikçe güzelleşir derler. Amy Winehouse'un daha çok kadehe düşmüşcesine sahneye sürekli promil seviyelerini çoktan aşmış olarak çıkan, kafası estikçe konserlerini iptal eden ve sık sık marketlerde içki satın alıken fotoğraflanan biraz çılgın, alkole fazla bağımlı gibi gözüken ama çevresine zararsız bir sanatçı.

İlk dinlediğinizde kulağınıza gelen sesin Amerikalı siyahi bir caz sanatçısına ait olduğunu düşünebilirsiniz. Ama o aslında 1983 yılında Southgate, Londra'da doğmuş bir soul, caz ve R&B şarkıcısı, tam adı Amy Jade Winehouse.

Dinledikçe size şu benim eski Lauryn Hill albümlerim nerdeydi dedirten, yine İngiliz Joss Stone gibi ingilizler de bu işi çözmüş duygusu uyandıran bir ses.

2003 yılında çıkış albümü Frank ile Mercury Ödülünü kazanmıştı. İlki 2004 yılında Stronger than me single'ı ile ve ikincisi 2007 yılında 2006 yılında yayınlanan Back to Black albümünün başında sizi karşılayan Rehab'in single'ı ile evine İki kez Ivor Nodello Ödülünü götürdü. 12 Temmuz'da da yine Mercury Ödülüne aday gösterilen 12 albümden biriydi ve yine ikinci albümü Back To Black ile bu ödülü aldı. Bu yıl başında En İyi Kadın Şarkıcı Ödülü BRIT'i aldıktan sonra albümü En İyi Britanya Albümü Ödülüne aday gösterildi. Bunların üstüne bir de MTV Müzik Ödüllerinde 3 dalda birden adaydı.

Müziği sizi sık sık şaşırtan zaman zaman 60'lara götüren, bazen caz bazen soul veya R&B dediğiniz albüm, sizi içine çekip bırakmayan tarzda. Tek bir şarkı sizi çok fazla alıp götürmese de albüm bütünüyle tatmin edici.

Back To Black albümü sizi Rehab ile karşılıyor, peşinden kendinden emin bir şekilde You Know I'm No Good söylemeye başlıyor. Benim favori şarkım ise albüme adını veren şarkısı 5. sıradaki Back To Black. Bu albümünde ilk albümü Frank'deki Caz çizgisinden daha çok R&B-Soul tarzına yaklaşıyor.

Albümlerinden bazı şarkılarını dinlemek ve kişisel sayfasına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

DEPREM Gerçeğini Unutmamak İçin...

17 Ağustos 2007

Yalova Spor Yerleşkesi'nin güneyinde bulunan Hacımehmet Ovası.
(Çökmüş binalar= MESA KONUTLARI) Kaynak

Cumhuriyet 7 Haziran 2000

"Yalova'da en lüks konutların bulunduğu blokların kat döşemelerinin birbirinin üstüne çöktüğü, devrildiği, yana yattığı veya zemin katların bodrum kata dönüştüğü Hacımehmet Ovası, tam bir enkaz yığını haline gelmişti. Eskiden meyve bahçeleriyle kaplı bu ova, binlerce cana mezar olmuştu."


Yazan Zafer Karkaç 0 yorum Bu yazıya verilen bağlantılar  

Saraçoğlu Maceram, Anderlecht Maçı ve Roberto Carlos

16 Ağustos 2007

Pek sevgili ustertuna'nın telefonumu titreten aramasıyla başladı Saraçoğlu maceram. Futbolu uzaktan severek takip eder ve Fenerbahçe stadının önünden geçerken "hmmm" derdim belki sadece.

Ustertuna sağolsun boşta bir kombine bilet olduğunu söylediğinde "tamam gelirim" dedim, kendisi bile şaşırdı sanırım bu cevabıma. "Ama Fener forması lazım", dedim, "havaya girmek için" sanırım bu ikinci şoktu. Ne de olsa bir Galatasaraylının ne işi var Fenerbahçe stadında değil mi? Değil. Futbol futbol olduğu için güzel.

Üçüncü şoku Serdar stad önünde beni ve formayı görünce kendi kendine yaşadı ama çabuk geçti. Arada durup durup "helal olsun bak formada giymiş", "bağır, bağır" ya da "bak bak Zoti tempo tutuyor" şeklinde küçük şaşkınlıklar da olmadı değil. Bunun dışında tuttuğum takım hakkında bir takım tacizlerde bulunduysa da, üstüme alınmadım.

Çok anlatıldığı için benim bir daha uzun uzun tekrarlamama gerek yok.

Stad güzel, ortam taraftar güzel, "Türkiye'nin en iyi stadı" diyorlar, ama hepsini gezmediğim için bir şey diyemem. 2009 yılında UEFA finali burada oynanacakmış. Galatasarayın amacı kupa finalinde Saraçoğlunda final oynamak ve kupayı kazanmakmış, vs. vs.

Benim derdim aslında Avrupa maçlarında bir Türk takımının maçında tribünde yer almaktı, en önemlisi Roberto Carlos'u ömr-ü hayatımda bir maçta canlı izlemekti. O da Carlos Fenerbahçe formasıyla oynarken kısmetmiş. Velhasıl iyi kötü Fenerbahçe maçı 1-0 kazandı. Fenerin bu kötü oyununa rağmen Anderlecht çok büyük bir sürpriz yapmazsa Fenerbahçe turu geçecektir.

Roberto Carlos'un sahanın kendinden en emin adamı olduğunu söylememe veya milimetrik paslar attığını, koşmaya başladığında rüzgar gibi rakibini geçip gittiğini, ki genelde sakin sakin ortalıkta dolaşıyor, ve gereksiz hiç bir efor sarf etmediğini bilmem söylememe gerek var mı?

Maçın sonunda, Fenerbahçe hakkında bulunduğumuz tribündeki ortak görüş "Fener'e 7-8 tane daha Roberto Carlos lazım" oldu, kısaca.

Mim Dalgasından Kıyıya Vuranlar

12 Ağustos 2007

Mim dalgaları ortaya çıktığında genelde kıyıdan uzak dururdum. Ama uzun süre sonra mimlenince tekrar dar zamanda dalgadan kaçmadım bu sefer.

Flynxs | Lynist weblog yazarı Lyn bizi mimleyince görmezden gelmek olmaz artık dedim. Kendilerine teşekkür ediyor ve başlıyorum.

Ben ilk aklıma gelenleri herhangi bir mantık silsilesi içinde değerlendirmeden yazmak istiyorum.

İşte benim dandik teknolojiler sıralamam:

1- Teknolojinin arka pantolon cebinde gezen, insanın yatak odasına dahi giren, olur olmaz yerlerde çalan, müzik seti, televizyon ve bilgisayar taklidi yapan versiyonu, hayatımıza ortak olan onlardan kurtulamadığımız cep telefonları. Aşırı teknolojik olan veya olmaya çalışan şeylerin genellikle çabuk bozulduğunu düşünürüm, bunlarda o cins işte.

2- En son reklamlarını izlediğim, FIAT'ın cep telefonuna gelen mesajları okuyan otomobil modelini çok geyik bulmuştum. Yapmışken Kara Şimşek versiyonunu yapsalardı da tam olsaydı bari diye beni düşündürüyor.

3- Çok ciddi ve büyük olanlar hariç plazalarda vb yerlerde kullanılan kartlı geçiş sistemlerinin TC sınırlarında adam gibi kullanıldığını nadiren görmüşümdür. Kartım olmadan girebildiğim yerleri saysam aklınız çıkar. Elinizde bir bilgisayar kasası veya ekranı varsa ve altında eziliyor görünüyorsanız eğer neredeyse geçemeyeceğiniz kapı yok ya da gide gele tanınmış kebapçının, köftecinin dağıtım yapan elemanı veya plazanın çaycısının giremediği yer yoktur.

4- Araba alarmları, ya feribotta çalarlar, ya da gecenin bir yarısı uykunun en tatlı yerinde, üç beş kere çaldırırsanız araç sahibi zaten yatıp kalkmaktan vazgeçip, küfrede küfrede alarmı kapatır, hırsızlarda işine bakar, gider. Örneği çoktur.

5- Kartlı geçiş sistemleri gibi, X-ray cihazının, el dedektörünün ve alışveriş merkezlerinde kullanılan her nevi güvenlik cihazına gıcık olur, anlamsız bulurum. O kadar alet edavatın havaalanı dışında bir yerde işe yaradığını görmedim.

İlk aklıma gelenler bunlar, madem böyle mim dalgasına kapıldık, kendimizi akıntıya bırakalım. ibeking, ustertuna ve jolené'e topu atalım. Bakalım onların anlamsız buldukları teknolojiler nelermiş.

Yazan Zafer Karkaç 0 yorum Bu yazıya verilen bağlantılar  

Emirgan-Çınarlı Cafe ve Haftanın Bitiş İlanı

03 Ağustos 2007

Bu haftanın temposundan, koşturmacalarından sonra hiç hesapta yokken kendimi Emirgan'da buldum bu akşam üstü.

Hafta başında toplantılarla başlayan koşturma, kısa süren bir Alman Konsolosluğu ziyareti ve toplantılar toplantılar...

Cuma'nın nasıl geldiğini anlamadan bu akşam Shemsa'nın bir iş arkadaşının veda yemeği için Baltalimanın'da buluşulacağını ve yemek yenileceğini öğrendim. Gel gör ki, her zamanki gibi vaktinde buluşma noktasına ulaşan ben, Shemsa'nın ve Ali'nin henüz daha Etiler'de sosyetik bir restaurantta müdürleriyle sohbet halinde olduklarını öğrenince kendimi Emirgan'a Çınarlı Cafe'ye attım.

Amcalar içerde kahvehane modunda okey çevirirken, dışarda çınarların altında kendime bir hamburger ve kola ısmarladım (hiç huyum olmadığı halde).

Anadolu yakasına yeni taşınmış olmamıza rağmen eski evimin yakınındaki yerleri özlemişim. Dışardan gelip keyfini sürmek nasip oldu artık.

Hiç beklemediğim halde kablosuz internet bağlantısının varlığını öğrenince, hazır bilgisayarım da yanımda olunca, 2 haftadır uzak kaldığımız blogumuza bir yazı girmek için blog tanrılarının önüme daha iyi bir fırsat çıkartmayacaklarını anlamam çok uzun sürmedi.

Velhasıl hesapta yokken güzel cuma gününün akşam serinliğinde çınarlar altında Emirgan'da Atilla İlhan'ın çok güzel dediği gibi,

...

yankılarıyla telaşlı geceleri bir bebek´ten
motorların taşıyıp o kadar bitiremediği
en yılgın sonbahar benim gözlerimdeki
çok daha dumanlı mütâreke günlerinden
alaturka saat kaçta ikinci tömbeki
miralay sadık bey´in nargilesinden
dem çekip kumrular gibi sebilleri şenlendiren
osmanlı sehpâların gölgesindeki
emirgân´da acılaşmak koyu bir semâverden
çaylar gibi kararıp kaç defalarca eski
bir şiir üzüntüsüyle müseddes biçimindeki
çoktan unutulmuş kilitli defterlerden

Emirgan'da Çay Saati / Atilla İlhan

Yazan Zafer Karkaç 1 yorum Bu yazıya verilen bağlantılar