Katkı Maddelerinin Hayatımıza Kaktıkları...

05 Mart 2008

   Fotoğraf flickr'da zuhtu kişisine ait...

Annem çocukluğum boyunca pazı yemeğini bana ıspanak diye yedirmiş.
Pazı yemeği yaptığında ısrarla redettiğimden olsa gerek bizim evde adı ıspanak olarak değişmiş.

Ispanak niye severdim diye düşünüyorum. Temel Reis buna sebepti herhalde. Annemden özellikle ıspanak konservesi isterdim ama bu yaşıma geldim konservesini görmedim hala. Bu da iyi bir şey olsa gerek ıspanağı pazardan manavdan taze olarak alabilmek.

Aynı şansım başlarda balık konusunda da yoktu sanırım. Çocukluğumun bir döneminin geçtiği ülke ve kent deniz, göl veya nehir gibi yerle alakasız olunca, balığında hep dondurulmuş ve pane versiyonlarını gördüm hep masada. Türkiye'de hatırlıyorum sadece balığı bir bütün olarak gördüğümü.

Yaşadığımız iklim ve coğrafya zevklerimizi ve alışkanlıklarımızı şekillendiriyor. Aristo mükemmellik tek bir davranış değil alışkanlıklardır gibisinden bir laf etmiş zamanında. Bu durumda iklim ve yaşadığımız coğrafya mükemmellik anlayışımızı da şekillendiriyor diyebiliriz.

Yemek zevkiniz veya yemek kültürü denince, yediklerimizin buzdolabımıza giren yiyeceklerin, çocukken bulamadığımız görmediğimiz yiyeceklerin eve nasıl gelebildiğine baktığınız zaman konu daha da karmaşıklaşıyor denebilir.

Sorun, balıkların benim masama bir bütün olarak denizden çıktığı gibi nasıl geldiği ve bozulmadan uzun süre nasıl saklandığını düşünürken karşımıza çıkıyor.

Balık veya markette raflardaki diğer ürünler. Süt, çikolata ve diğerleri renk, koku ve tat olarak nasıl bu kadar "iyi" olabiliyorlar.

Organik tarım diye yeni moda kavramlar çokca konuşulmaya başlandığını görüyorsunuz herhalde.

Organik tarım için en elverişli arazilerin ülkemizde Suriye sınırındaki mayınlı alanlar olduğuna dair bir yazı okumuştum geçenlerde. Mayınları temizleyip organik tarım için kullanmak için sırada bekleyen İsrailli firmalar varmış.

Organik tarım sınırların kalkması için bir vesile olabilir mi acaba?

İlgili Diğer Yazılar



Yazan Zafer Karkaç  

2 yorum:

Geçen gün, koyu yeşil yapraklı sebzeleri içinde demir olduğu için, yoğurt gibi kalsiyum zengini gıdalarla tüketmemek gerektiğini, onun yerine Demir emilimini artıracak C vitamini türevi portakal suyu gibi şeylerle yemenin daha yararlı olduğunu öğrendim.

Oysa ben, ıspanak/pazı gibi sebzelerde bazen tuhaf bir toprak tadı duyumsanabildiği için bugüne kadar daha çok yoğurtla tüketiyordum ): meğer arada demirler puff! diye yok oluyormuş (:

Aslında imkânları, tarım zengini bir ülke olma potansiyelini barındırıyorken, çiftçimizin, İsrail'den genleriyle oynanmış tohumlar alır duruma getirilmesi ne kadar acı, öyle değil mi?

zevkle okudum (: bu güzel, düşündürücü yazı için teşekkürler...

Lyn dedi ki...
06 Mart, 2008 18:16  

O İsrailliler o toprağa girdi mi bi daha çıkmaz,yapabiliyorsak kendimiz yapalım :D

Deli Profesör dedi ki...
13 Mart, 2008 09:39  

Yorum Gönder