Bir Fener - Balat Gezisi
29 Ocak 2008
Bir Fener - Balat gezisi sonrası;
ibeking ile beraber katıldığımız fotoğraf çalışmalarımızdan geride bir kaç fotoğraf ve üşütülmüş bedenime yer eden soğuktan sebep nezle, grip ve ağrılar kaldı.

Güncelleme...
25 Ocak 2008
Hani soruyorsunuz ya niye daha sık yazmıyorsun karalama defterine diye, hep trafik yüzünden işte...
Achmed The Death Terrorist - Jeff Dunham
05 Ocak 2008
Jeff Dunham Youtube'da gezinirken farkına vardığım başarılı bir vantrolog. Hani şu midesinden konuşan adamlardan. Nasıl mideden konuşulur bilmiyorum. Gerçekten mideden mi konuşuluyor? Detaylar ingilizce wikipedia'da.
Ben midemi kontrol edemiyorum ama sanırım o beni kontrol edebiliyor.Bana sürekli aynı şeyleri söylüyor.
Acıktım..,
çok yedim...,
acıkdım,
çooook yediiim.
Bu kabiliyetin yanına farklı tiplemelerle esprili bir show çıkartabilmek daha zor sanırım.
Benim en çok beğendiğim "Achmed The Death Terrorist" - ("Ölü Terörist Ahmed") tiplemesi. 10 dakikalık bir video aşağıda izleyin.
Terör de komedinin içinde yerine almış artık, olursa böyle olur dedirten şekilde. Amerikalıların kendileriyle de dalga geçmelerini sevmişimdir ayrıca, biz de olmayan bir özellik. Achmed'in bizim deyişimizle Ahmedin varlığı bir çok farklı esprinin yolunu açmış Jeff Dunham'a. Düşünsenize seyircilere dönüp, "Sessiz olun, yoksa sizi öldürürüm." diyorsunuz ve seyirci kırılıyor gülmekten.
Achmed'in Noel şarkısını kendine uyarladığı bir videoyu da buradan izleyebilirsiniz.
"Best of" denebilecek bir video da buradan.
Jeff Dunham'ın kendi web sitesinden videolarına ve blog'una ulaşabilirsiniz. www.jeffdunham.com
Türk vantrolog var mı acaba?
ÖZCAN DENİZ&EMRE AYDIN DÜETİ
03 Ocak 2008
Dün akşam Zoti arka odada bilgisayarda büyük bir ciddiyetle yazarak çalıştığı Manager'ını oynarken ben de TRT1'deki Özcan Deniz'in İki Renk programına takıldım.
Programın konuğu Emre Aydın'dı. Seyrederken fark ettim ki takım elbise, racon kesme ve ağır abi olma babında ne kadar Emre Aydın'ın üzerinde eğreti duruyorsa Emre Aydın'ın söylediği tarz da Özcan Deniz'in üzerinde öyle eğreti duruyordu.
Emre, lisede üzerine zorla giydirildiği için isyan eden ve bunun acısını da üstünden başından çıkaran lise öğrencileri gibi gömleğinin etekleri dışarıda, yakası açık ve bir yana kaymış, ceketinin kolları sıyrılmış şekilde şarkılarını tam gaz söylerken, Özcan Deniz de açık gri takım elbise içerisine giydiği siyah tişörtü ile şarkıya hem vokal yapıyor hem de sanki arabesk şarkılarına ritm tutar gibi şarkıya yakışmayan hareketlerle bir yandan ritm tutuyor, bir yandan da mikrofonu falan titretiyordu. Olmadı mı olmuyor işte. Ne rockçıya efendi kılıklı bir şekilde, üzerinde jilet gibi duran takım elbise ile program yaptırabilirsin ne de arabesk sanatçısına layıkıyla rock söyletebilirsin.
Ama yine de güzel programdı yakaladığım yerden sonuna kadar izledim.
Emre Aydın türkçenin anlam yüklemelerini iyi kullanan ve bunları kaliteli melodilerle destekleyebilen bir albüm yapmış. Kelime oyununu ya da herkese tanıdık gelen hafıza kırıntılarını kullanmayı çok seviyor ("zil çalınca üzülürdük ya", "sil gözünün yalnızlıklarını", "karla karışık yağar hüzün" gibi.). Albümünü ilk dinlediğim andan itibaren hiç yabancılamadım ve kısa bir süre içerisinde de çok sevdiklerim arasına girdi ki bu her albümün harcı değildir.
Bunun yanında albümündeki en sevdiğim şarkının ismini bilmiyorum malesef çünkü hiç bir yerde yazmıyor. 10. şarkıdan sonra albüm bitti zannediyorsun, uzuuun bir sessizlik, tam 4 dk ve hatırlayamadığım küsuratı sonrasında şarkı, usul usul akustik gitarla başlıyor ve öylece geldiği gibi de bitiyor. Baştan dinleyeyim desen önce 10. şarkıyı dinlemek ve yine 4 dk...falan beklemek zorundasın. Yani CD'de öyle en azından.
Neden şarkıyı öyle bir yere koymuş, koymuşsa adını niye yazmamış, bakalım kim fark edecek oyunu mu oynamak istemiş bilmiyorum ama benim en beğendiğim şarkısı odur.

