Bahardan bir gün ve Bir Defterden -Melih Cevdet Anday

24 Şubat 2008

Hava bahardan bir çalıntı sanki...

Geçen haftasonunu İstanbullular olarak tipi, soğuk, kar ve her nevi hava koşulu sebebiyle evde geçirdiğimizden dolayı olsa gerek, kimsenin evde tıkılıp kalmak bir arzusu olacağını zannetmiyorum.

Bu sözleri kendi kendime tekrarlayıp kendimi dışarı atmanın yollarını arıyorum.

Dün kitapevinin birinde yeni çıkmış yayınlar arasında rastladığım Melih Cevdet Anday'ın Eylül 1976- Şubat 1979 tarihleri arasında tuttuğu günlüğünü okumaktayım sabahtan beri.

Eşi Suna Anday'dan "Bir Defterden" ismiyle yayınlanmasını istemiş. Sevengül Sönmez de yayına hazırlamış. Everest Yayınları tarafından basılarak kitapçılarda yerini almış. 79 sayfa kitapçıda fiyatı 8 ytl, ideefixe'de 5,60.

Yazan Zafer Karkaç 0 yorum  

Nefesimi kesen anlar...

17 Şubat 2008


Nasıl bir başlık yazacağımı bilemediğim yazılardan biri daha dediğim bir yazıya komşudan gelen bir mim dalgasıyla başlamak nasipmiş.

Nefesimi kesen anlar sorulduğunda bu sefer ne diyeceğimi bilemedim.

1) İlk aklıma gelen, kaygan yağmurlu bir yolda, belki gereğinden fazla hızlı giderken, öndeki aracın durmuş olduğunu geç farkedip frene asıldığım anla durana kadar geçen vakit. (Hiç keyifli değil)

2) Yalova'da deprem sırasında 45-50 sn kadar nefes aldığımı hiç hatırlamıyorum.

3) Bir bebeğin yürürken düşmesi, düşerken masayı, sivri kenarlı herhangi bir alet edevatın ıskalaması gibi anlar ...

4) Son zamanlarda ortaya çıkan başka bir şey de, birinin yüksek yerlerde açık pencere önü ve balkon gibi yerlerde dışarıya benden daha yakın olması ve ani hareketlerde bulunduğu anlar...

"İyi" diye nitelendirilebilecek bütün anlarda aldığım her nefesin kıymetini bilmek gerektiğine inandığımdan mıdır bilmiyorum, aklıma gelen tüm iyi, güzel, sevinçli, romantik anlar ile "nefesimi kesen anları" kafamda bağdaştıramadım. O yüzden fazla uzatmayayım. Belki daha sonra...

Yazan Zafer Karkaç 0 yorum  

Mükemmellik davranışlarla değil, alışkanlıklarla tanımlanır...

03 Şubat 2008

Fotoğraf flickr'da Nick Today kişisine ait...

İş, günün büyük bir bölümünü işgal edince, üstüne üstlük bir de cumartesi gününü bu uğurda feda ettikten sonra Pazar'ın tatil olması pek bir anlam ifade edemiyor kendi çapında. Bünye kendini koşturmaya alıştırmış, erken kalkılmalı, hızla bir şeyler yenmeli, çay-kahve ayık kalmak için sıkça tüketilmeliyken, Pazar günü aniden yavaşlamak bünyede çarpıntı, tansiyon ve baş ağrısı yapıveriyor.

Hal böyle olunca, bu Ademoğlu da kendince etkinliklere adamaya çalışır durur kendini Pazar günleri. Çalışmak alışkanlık olmuş artık bana göre.

Takip ettiğim blogların birinde, Zen Habit, ki iyi blog/yazar olduğu kesin benim kendisini tanıtmama gerek yok. Yazılarının birinde gördüğüm cümle, bugün döndü dolaştı aklıma takıldı yine.

Aristo şöyle demiş (veya Aristotales, her neyse işte);

We are what we are repeatedly do.

Excellence then, is not act, but a habit.

Meali şudur ki, ne olduğumuzu, tekrarladığımız davranışlar tanımlar. O zaman, mükemmellik davranış değil bir alışkanlıktır.

Alışkanlıklar önemlidir tabi. İlkokuldan başlayarak hep kötü alışkanlıklardan uzak durmamız söylendi ama iyi alışkanlıkların kitap okumaktan başka ne türleri olduğuna dair verilen örnekler pek aklıma gelmiyor. Okullarımız mükemmel insanlar yetiştirme hevesinden uzak mıydı acaba?

Alışkanlıklarımı irdelemeye başladım bugün bu yüzden, yazının başında "sürekli" çalışmanın bir alışkanlık olmaya başlamasından ötürü şikayetçiydim ama sonradan farketing'de okuduğum şu yazı da farklı düşüncelere sardırdı beni yine...

Bu konuya geri döneceğim gibi gözüküyor tekrar, biraz karışık...

Yazan Zafer Karkaç 3 yorum