Günlük Tadında...
25 Mart 2008
Günlük tadında olsun bu sefer...
Shemsa Avrupa'yı kısa yollu bi keşfedip geldi. Yazacağım diyor yazmıyor hala...
Bu arada biz fabrikanın tadilat boya işlerine boğulduk. Elime fırçayı alıp girişmemek için zor tuttum kendimi. Bundan önceki hayatımda boyacıydım sanırım.
İlhan Selçuk'u gözaltına aldılar. Suçsuzdu demeden önce "bu yaşta adam gözaltına alınır mı?" dediler garibime gitti.
Şirketin web sitesi yenileme olayı bir paradoksa dönüştü. Girdap yaptı, içine beni çekiyor.
Pazar Yalova'daydım. Dağ bayır kuş sesini özlemişim. Kirazlar çiçek açmış. Fotoğraf çektim durdum. Sümüklü böcekleri yarıştırdık. Kediyle güreştik. Mangal yaktık. 3-4 kg aldık geldik. İstanbul'da kalma süremle ilgili hedefleri tekrar gözden geçirme gereği duydum.
Sahra çölünden gelen (sahra'da çöl demek ya neyse) kumları soluyoruz iki gündür. Gökten çamur yağıyor ikide bir yağmur niyetine. Araba leş vaziyette, benim alerji azmış, boğazım şiş, gıcık yapıyor.
Sahra'dan gelen toz bulutları Türkiye üstünde yayılır, kıyı şeritlerinde toprağa çöker. Bu tozlardan sebep üreyen bakteriler ölünce ortaya çıkan gazlar bulutların yoğunlaşmasına sebep olur. Bundan sebep sağlam yağmur yağar. Demedi demeyin.
Akşam çıkan lodos fırtınasından sabaha kadar uyayamadım. Sitede balkonlarda ne varsa sabah yerlerdeydi. Bazı yerlerde çatılar uçmuş vs.
-Bitti-
Bonjour PARIS
15 Mart 2008
Hersey aniden Almanya ya bir haftaligina dayimin yanina kacma kararini almamla basladi. Carsamba sabah ucagi ile Stuttgart a gelmemi akabinde cuma sabah kuzenim Zeynep le beraber Paris e gecmem izledi.
Su anda da Zeynep in arkadasi Johannes ve esi Colette bize iceride hindistan cevizli tavuk ve pilav hazirlarlarken ben de ilk defa blogumuzu Zoti nin hep anlattigi gibi kullanabilme firsatini degerlendiriyorum ama daha fazla yazamayacagim cünkü yemek hazirmis.
Detaylari pazartesi yazabilmeyi ümit ediyorum.
Yollarda...
13 Mart 2008
Fotoğraf flickr'da tommycinti kişisine ait...
Uzun yolculuklar adamı yorar. Bazen hayatından bezdirir. Nereden çıktı nasıl oldu da ben bu kararı verdim diye kendi kendine kızan insanların suratlarıdır dolmuşlarda otobüslerde gördükleriniz.
İşe gidip gelmeleri uzun yolculuktan saymazsınız başlarda ama bir süre sonra kafanıza dank eder bir şeyler. Günde 2-3 saatin yollarda harcanmasının hayatınızdan ne kadar götürdüğünü hesapladığınızda rakamlar size oyun yapıyormuş gibi gelse de günleriniz yollarda geçiyordur her ay.
Katkı Maddelerinin Hayatımıza Kaktıkları...
05 Mart 2008
Fotoğraf flickr'da zuhtu kişisine ait...
Annem çocukluğum boyunca pazı yemeğini bana ıspanak diye yedirmiş.
Pazı yemeği yaptığında ısrarla redettiğimden olsa gerek bizim evde adı ıspanak olarak değişmiş.
Ispanak niye severdim diye düşünüyorum. Temel Reis buna sebepti herhalde. Annemden özellikle ıspanak konservesi isterdim ama bu yaşıma geldim konservesini görmedim hala. Bu da iyi bir şey olsa gerek ıspanağı pazardan manavdan taze olarak alabilmek.
Aynı şansım başlarda balık konusunda da yoktu sanırım. Çocukluğumun bir döneminin geçtiği ülke ve kent deniz, göl veya nehir gibi yerle alakasız olunca, balığında hep dondurulmuş ve pane versiyonlarını gördüm hep masada. Türkiye'de hatırlıyorum sadece balığı bir bütün olarak gördüğümü.
Yaşadığımız iklim ve coğrafya zevklerimizi ve alışkanlıklarımızı şekillendiriyor. Aristo mükemmellik tek bir davranış değil alışkanlıklardır gibisinden bir laf etmiş zamanında. Bu durumda iklim ve yaşadığımız coğrafya mükemmellik anlayışımızı da şekillendiriyor diyebiliriz.
Yemek zevkiniz veya yemek kültürü denince, yediklerimizin buzdolabımıza giren yiyeceklerin, çocukken bulamadığımız görmediğimiz yiyeceklerin eve nasıl gelebildiğine baktığınız zaman konu daha da karmaşıklaşıyor denebilir.
Sorun, balıkların benim masama bir bütün olarak denizden çıktığı gibi nasıl geldiği ve bozulmadan uzun süre nasıl saklandığını düşünürken karşımıza çıkıyor.
Balık veya markette raflardaki diğer ürünler. Süt, çikolata ve diğerleri renk, koku ve tat olarak nasıl bu kadar "iyi" olabiliyorlar.
Organik tarım diye yeni moda kavramlar çokca konuşulmaya başlandığını görüyorsunuz herhalde.
Organik tarım için en elverişli arazilerin ülkemizde Suriye sınırındaki mayınlı alanlar olduğuna dair bir yazı okumuştum geçenlerde. Mayınları temizleyip organik tarım için kullanmak için sırada bekleyen İsrailli firmalar varmış.
Organik tarım sınırların kalkması için bir vesile olabilir mi acaba?

