Google Suggest bilindiği üzere arama yapmak istediğiniz ifadeyi girerken size girmiş olduğunuz ifadeye yakın öneriler sunan ve hem zaman kazanmanızı hem de aklınıza gelmeyen ifadeleri hatırlamanızı sağlayan bi sistem. (bildirgec.org)

İngilizce "how to be" ile başlayan sonuçları gördüğünüzde popüler olmanın mutlu olmaktan daha çok konu edildiğini görüyorsunuz. Hatta "cool" olmak üzerine yazılmış milyonlarca kaynağa bile ulaşmak mümkün.

Daha ne ister ki insan?


Yeni bir haftaya dinlenmiş olarak girmeye kararlı bir beyin ve beden mümkün olduğunca yatayda kalmalıdır. Bu tezden hareketle oturma imkanı varken ayakta kalmamaya, yatma imkanı varken oturmamaya kararlı olduğum bir Pazar gününde haftaya kısa notlar düşelim.

1) Pazartesi Karaköy iskelesine gitmenize gerek yok. Çünkü iskele artık yok. Batmış. İskele batarsa, gemi ne yapmaz. Bkz. İmam Cemaat ilişkisi.

2) Kriz artık hayatımızın bir parçası. Sorunların sebeplerini aramaya gerek kalmadı. Herşeyin sorumlusu kriz. "Akşam dışarda yiyelim mi? Yemeyelim, kriz var."

3) Ahmet Ümit'in yeni kitabı "Bab-ı Esrar" çıktı. Kitapevlerinden ısrarla isteyiniz.

4) Yeni favori haftalık dergim "Newsweek - Türkiye" yayına başlayalı 4. hafta oldu hala okunası olmaya devam ediyorlar.

5) Bu sefer de tüm param ve kredi kartlarımın içinde olduğu cüzdanımı Shemsa yanlışlıkla Bilecik'e giderken yanına alıvermiş. Böylece Cumartesi günü de beş parasız geçirdim. Bu iki etti.

6) Digiturk eleman çıkarmaya başlamış. Akbank'ı duymuşsunuzdur zaten. Şimdi sıra kimde?

İş hayatında mutlu olmak, mutlu olduğun işi yapmak, çalışmayı sevmek, sevmemek, hayalindeki işler hepsi günlük hayatımızda sık sık konuşmalarımızın içinde geçen sözler. Aynı şekilde kitaplarda da...

Alain de Botton'ın Modern toplumun 'hüzünlü, mutsuz insanları'na yol göstermek adına tavsiyelerde de bulunduğu 'Görmek ve Fark Etmek' adlı kitabında çalışma ve mutluluk üzerine farklı bir yorum tarihsel gerekçelerle ön plana çıkıyor.

Botton, yaşadığımız çağda modern dünya olarak tanımladığı kendi toplumunda (ki buna kısmi olarak biz de dahil edilebiliriz) "iş, bizi mutlu etmek zorundadır" görüşünün hakim olduğunu söylüyor.

Tarihsel gelişimine bakınca insanların bir arada yaşamaya başladığından beri kurulan tüm toplumlarda iş hayatın merkezine oturduğunu ancak ilk defa modern toplumlarda işin bir cezadan ya da bir kefaretten farklı bir şey olabileceğinin dile getirildiğini söylüyor. Ona göre, toplum, sağlıklı bir insanın maddi açıdan ihtiyacı olmasa da çalışmak istemesi gerektiği düşüncesini beyinlere yerleştirdi. Yaptığımız işin kişiliğimizi tanımladığı bir anlayış içerisinde yaşıyoruz diğer birçok toplum gibi. Botton, insanlara ilk sorulan soruların adının ne olduğu, nereli olduğu ve ne iş yaptığıdır diyor.

Tarihten örnekler verirken Roma ve Yunan uygarlıklarında iş kölelerin yapması gereken bir eylem olarak algılandığını belirtiyor. Platon ve Aristo'ya göre hayatta tatmine ulaşmanın tek yolu, kişisel bir gelire sahip olmaktan geçerdi; çünkü insan ancak böyle bir gelire sahip olduğunda günlük yaşamını rahatlıkla sürdürüp kendini ahlak ve maneviyat sorunlarını düşünmeye adayabilirdi.



"Çalışmayı neşeli bir eylem olarak tanımlanmasını ilk defa Rönesans döneminde İtalya şehir devletlerinde, özellikle de sanatçıların biyografilerinde görülmektedir. Michelangelo ve Leonardo gibi sanatçıların biyografilerinde çalışmanın ideal olarak özgünlük ve zafere giden bir yol olarak tanımlandığını görürüz."

Leonardo sözgelimi, bugün GTD diye bilinen çalışma ve iş yapma yöntemleri gibi konularda, ve hatta farkında olmadan uyguladığımız birçok metodun da babası sayılabilir.

Daha sonraları XVIII. Yüzyılın sonlarına doğru Benjamin Franklin, Diderot ve Rousseau gibi düşünürlerin kitaplarında çalışmanın sadece para kazanma aracı olarak değil. Aynı zamanda 'insanın kendisi olması'nın bir yolu olarak tanımlandığını görürüz.

Bu tanımlamalarla birlikte artık insanlar işlerini bir gurur kaynağı olarak görmeye başlamışlardır.

Çalışmayla ilgili birçok farklı görüş ve inanç yıllar boyu insanlar tarafından yaşatıldıktan sonra artık günümüzde gittikçe ağır basan bir görüş ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar artık 'neredeyse tüm iş türlerinin gerçekte sağladıkları tatminle verdikleri düşünülen tatmin arasında dağlar kadar fark olduğuna' dair görüşlere daha çok inanmaya başladı.

Botton sonlara doğru büyük ölçüde yaptıkları işle kendilerinin var olduklarını hissedeceklerini düşünen insanların, kendilerini ve başarmak istediklerini yükseklere bir yerlere koymalarının bir sonucu olarak da ortaya çıktığı sonucuna varıyor. Burada başarı ve çalışmak sadece kişinin kendisinin belirlediği kıstaslarla değil aynı zamanda aile, mahalle, okul vb. gibi etkenlerinde sınırları belirlediği ve bireylerinde bunu kabul ettiği bir durum yaratmaktadır.

Diğer taraftan ise büyük bir çoğunluk ise hedef gösterilen ve istediği mutluluğu çalışarak elde edememenin verdiği şaşkınlıkla hayatlarını amaçsız balon başarılar elde etmek uğruna harcamaya devam etmektedirler.

Belki de Botton'ın dediği gibi 'çalışmanın bize mutluluk getirmesi gerektiği düşüncesinden vazgeçersek iş hayatımız daha az eziyetli geçer.'


Çok kısa üstüme yapışanlar...

  1. Kaçınılmaz olan şeylerden kaçamadım.
  2. Beklediğim her şey başıma geldi.
  3. Yanıma para almayı unuttuğum için bütün günü sadece 3 ytl harcayarak geçirdim. Yemeği arkadaşlardan birine, çayları diğerine ödettim, mide ilacımı sekreterimden aldım, kahveleri şirkette içtim. (Şirkette herkese borçlandım sanırım)
  4. Baba müşterilerden biri daha iflas bayrağını dikti. Normal karşıladım.
  5. Vize için gerekli evrakları yine hazırlamadım.
  6. Shemsa çanta, kemer alıyorum dedi. Kolay gelsin dedim.
  7. Obama'dan umudu şimdiden kestim.
  8. Annemi aramayı unuttum.
  9. Patrona bugün hiç kızmadım.
  10. Dolar yükseldi. Umursamadım.
  11. Dişçi randevum alındı. Kaçamadım...

Kayıp favicon

Son bir kaç gündür favicon olarak eklediğim resim gözükmez olmuş, eski bloggerın kendi faviconu çıkmaya başlamıştı.

Nedenini anlamaya çalışırken şuna rastladım.
"head" tag'inin altına eklenen kodu "/head" satırının üstüne ekleyerek çözebiliyormuşuz.

Notlar almak, zaman zaman da kafamdakileri şekle dönüştürmek amacıyla kullandığım küçük defterler kullanıyorum (Bakınız Moleskine, Moleschino).

Defter tutma konusunda çok kabiliyetli olmadığımı daha önce de itiraf etmiştim. Bu da başka bir itiraf sayılabilir belki.

Kullandığım defterilerin sonuna yaklaşırken ben de bir huzursuzlanmalar bir daralmalar sözkonusu olmaya başlıyor.

Yeni bir defteri çoktan karar verip aldığım için bir an önce eskiyi bırakıp yenisine geçme ihtiyacı duyuyorum.

Shemsa buna maymun iştahlılık diyor.

Ben sabırsızlık diyorum. Bunda maymunların bir suçu yok. Eskilerden, sıkıntıyla andığım günlerden, kafamdaki yoğunluktan kurtulmak ve yeni bir sayfa açmak için sabırsızlık...

Sayın DigiTurk PR Departmanı Yetkilisi,

(tabii eğer var ise öyle bir şey ;) )

Ticari kaygınız nedeniyle istemeden ve farkında olmadan pek çok blog yazarının kişisel özgürlüğünü elinden aldınız.

Bunun beklenen sonucu olarak, an itibariyle, pek çok blog yazarı hem ailelerinin hem de dostlarının Digiturk aboneliklerini iptal ettirmeyi düşünüyor.

Müşteri kitlenizin en üst tabakasında yer alan, sinema paketleri ve yabancı dil kanallarının izleyicilerinin aynı zamanda Türkiye’de en aktif blog kullanıcıları olduğu gözünüzden kaçmaması gereken bir gerçek.

Marka imajınızın özellikle A+ grupta yerin dibine geçtiğinin ve geçmeye devam ettiğinin bilincinde olmalısınız.

  • Blogger altyapısının canlı ya da banttan yayın yapmaya imkân tanımadığı,
  • üçüncü parti servislerden alınan embed kodlar kullanılarak başka bir servis üzerinden sağlanan içeriğe erişim sağlanması yoluyla dağıtıldığı,
  • yani kendi sunucularında barındırılmadığı herkes tarafından biliniyor.
  • Buna rağmen Blogger.com’u engelleten güzide birimlerinizin başındakileri işten kovun bence. Bu işi bilen birilerini işe alın!
    (bu maddeler jazzirti~dan alınmıştır)

Eğer markanızı düşünüyorsanız, ve bu yaptıklarınızdan dolayı üzgünseniz size Sansüre Sansür hareketine ana sponsor olmayı öneririm.

Saygılarımla,

Bir Blog Yazarı

not:
Başlık hem SEO, hem de ironi amaçlıdır.

not 2:
Eğer şu an yasaklanmamış bir blogunuz varsa sizi de benzer bir çağrı yapmaya davet ediyorum (evet bu bir mimdir, ve bu yazıyı okuyan her blog yazarı bu mim’e davetlidir)

not 3:
Konu ile ilgili yorum ve düşüncelerinizi duymaktan mutlu olacağım.

not 4:
Blogunuzda bu konuyla ilgili tepkinizi belirmeye üşenmeyin (bkz: not 2)

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Related Posts with Thumbnails

Son Yazılar

"Karalama Defteri" içeriğinden, 'kaynak göstermek' koşuluyla 'alıntı' yapılabilir; diğer kullanımlarda, 5651 ve 5846 sayılı kanunlara aykırı davranmış ve yaptırımlarından sorumlu tutulacağınızı kabul etmiş olacaksınız.