Yağmurla başlayan ve yağmurla devam eden bir güne uyanmanın insanın üstüne depresif bir ruh halini ağır bir yük gibi bıraktığı konusunda bir çok yerde benzer şeyler çok kere söylenmiştir muhakkak.
Gün ne kadar erken başlarsa başlasın devamında insan güneşi göremeyince uzun süre bu ruh halinden kurtulamıyor doğal olarak.
Hemen akla değişik sorular geliveriyor. Gece iyi uyudunuz mu? veya iyi bir kahvaltı ile güne başlamayı düşündünüz mü?…
Cevap ise pek değişmiyor nedense, “Nerdee"…
Hal böyle olunca günün ilk keyif verici etkileriyle karşılaşma olasılığının düşük olduğu yerlerden, köprü trafiğine gireceğini bile bile ayak sürüyerek evden çıkmak veya bu ruh haliyle işyeri gibi mekanlara ulaşmak gerekiyor. (Köprüden depresif bir ruh haliyle geçiyor olmak intihar etme riskimizi artırıyor mu acaba?)
Ankara için söylenen bir cümle bu konuya da uyarlanabilir belki. “Ankara’nın en sevilen yanı” diye sorulduğunda İstanbul’un keşmekeşinden nasibini almamış ve Ankara’da öğrencilik hayatının yaşayan bir takım öğrenci tayfası “İstanbul’a dönüşü” diye cevaplandırır hınzırca.
Cuma günleri yağmurlu bir havada işe gitmenin de en güzel (belkide tek iyi) yanı da eve geri dönüş anıdır herhalde.
1)Bir kere bırakınca geri dönüş de zor oluyor.
2)Elif Umut doğdu, hayat bir anda değişti. Şimdi yeni düzene ayak uydurmaya çalışıyoruz.
3)Yaz bitti, sonbaharı pek anlamasak da kış kapıda... Hava hergün biraz daha erken kararıyor. Sonuç; depresif ruh hallerimizde artış olacak.
4)...
Etiketler: Yasam
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

