
Bazen söze öylesine başlamak gerekir. Konuşurken bu tarz girişler garip kaçsa da yazarken konunun akışına bağlı olarak hoşluk yaratabilir bile.
Benzer bir şekilde bir çok kaynakta, yazmayı özendirmek için tek başınıza kaldığınızda oturun ve kafanızdakileri bir yerlere öylesine, hiç kısıtlamaya kurala bağlı kalmadan yazmaya başlayın diye önerilerle karşılaşabilirsiniz. Ancak her nedense yalnızlık insanın yazma istediği ve hatta düşünme yeteneğini bile öldürüyor sanki bir süre sonra.
Yalnızlıktan kaynaklı kronik düşünme kabiliyeti zaafına düşmeden önce yalnız kaldığımızda arayabileceğimiz insanların telefon numaralarını bir yerlere yazsak daha fazla faydalı olur kanısındayım.
Haftayı o kadar yoğun geçirmeye alıştık ki artık gün içinde birkaç saat boş kalınca ne yapacağını bilemeyen bir boş gezere dönüşebildiğimi fark ettim. Acil servis ve hastane furyalarından sonra bu satırları yazarken içten içe bir şeyleri unutuyormuş, atlıyormuş hissiyle gelen bir suçluluk psikolojisi ve peşinden gelen bir acele içindeyim.
Mehmet Ali Kılıçbay'ın Newsweek'teki bir yazısında bahsettiği bir Arap atasözü dikkatimi çekmişti geçenlerde. "İnsanlar ana-babalarından çok devirlerine benzerler."
Bende karşımda annemin küçük kızıma süt içirmeye çalışırken yüzündeki ifadeye , benim onlara bakışımdaki olası ifadelerime hissettiklerime, onların ve benim hayata bakışımız, günü değerlendirmemiz ve hayattan beklentilerimizi, bu hafta içinde birkaç kez sorgulamama sebep olan olaylar silsilesi içinde bir kez daha düşünme ve bir kenara yazma ihtiyacı duyuyorum.
Fotoğraf, Flickr'da Linda Cronin kişisine ait.
Etiketler: Yasam
Yağmurla başlayan ve yağmurla devam eden bir güne uyanmanın insanın üstüne depresif bir ruh halini ağır bir yük gibi bıraktığı konusunda bir çok yerde benzer şeyler çok kere söylenmiştir muhakkak.
Gün ne kadar erken başlarsa başlasın devamında insan güneşi göremeyince uzun süre bu ruh halinden kurtulamıyor doğal olarak.
Hemen akla değişik sorular geliveriyor. Gece iyi uyudunuz mu? veya iyi bir kahvaltı ile güne başlamayı düşündünüz mü?…
Cevap ise pek değişmiyor nedense, “Nerdee"…
Hal böyle olunca günün ilk keyif verici etkileriyle karşılaşma olasılığının düşük olduğu yerlerden, köprü trafiğine gireceğini bile bile ayak sürüyerek evden çıkmak veya bu ruh haliyle işyeri gibi mekanlara ulaşmak gerekiyor. (Köprüden depresif bir ruh haliyle geçiyor olmak intihar etme riskimizi artırıyor mu acaba?)
Ankara için söylenen bir cümle bu konuya da uyarlanabilir belki. “Ankara’nın en sevilen yanı” diye sorulduğunda İstanbul’un keşmekeşinden nasibini almamış ve Ankara’da öğrencilik hayatının yaşayan bir takım öğrenci tayfası “İstanbul’a dönüşü” diye cevaplandırır hınzırca.
Cuma günleri yağmurlu bir havada işe gitmenin de en güzel (belkide tek iyi) yanı da eve geri dönüş anıdır herhalde.
1)Bir kere bırakınca geri dönüş de zor oluyor.
2)Elif Umut doğdu, hayat bir anda değişti. Şimdi yeni düzene ayak uydurmaya çalışıyoruz.
3)Yaz bitti, sonbaharı pek anlamasak da kış kapıda... Hava hergün biraz daha erken kararıyor. Sonuç; depresif ruh hallerimizde artış olacak.
4)...
Etiketler: Yasam

Fazla materyalist kalmışız son dönemlerde… Hayatı maddi şeyler üzerine kurmuş, kurgulamış, tüm beklentilerimizi maddiyata indirgemişiz. Çalışmanın amacı sadece paraya ve yıl sonunda sıkıştırılmış ve paketlenmiş olarak sunulan tatillere dayanmış kalmış. Tüm enerjimizi ve hayat kurgumuzu bu çalışma üzerine kurgulamışız.
Hayat sadece kazanmak ve kaybetmek üzerine kurulu değil. Olmamalı.
İnsanlar hayata nasıl tutunmuşlar diye kafamda bir soruyla etrafıma bakındım bugün tekrar. Ümitsiz kaldım… (Depresyon da falan değilim bu arada, daha değil)
Yazılı çizili neler var diye dolandım durdum şu sanal ortamda.
Kendini özgürce ifade edebilmek gibi bir maskeyle yazılan basit (gerçekten ilkel kalabilecek düzeydeki kelimelerle kendini ifade ederek ve sağa sola konan reklamlardan gelecek kazanca hevesle) kopyala yapıştır ifadelerle dolu o kadar çok blog okudum ki bugün… Afakanlar bastı.
Gazeteler bir boş, kitaplar pek bir kalın gözüktü gözüme. (TV hiç sormayın en son şarkı söylemeye çalışan bir kızcağızın üzerine böcekler atıyorlardı. )
Bugün bir yere varamayacağımı düşündüm. Saldım kendimi sokaklara belki daha ümit vardır diye…
Biraz daha yeşil bir çevre, daha ılıman bir iklim lazım bana belki…
Fotoğraf Flickr’da д§mд kişisine ait…
Bugün ilk kez kızımın annesinin karnına attığı tekmeleri ben de hissettim. Bangır bangır başınıza ben geliyorum diyor ...
Annesini tekmelerle yönetiyor diyebilirim şu an.
Fazla sağına yattın iki tekme dön sola, saat 5 karnım acıktı iki tekme daha kalk bir şeyler ye annesi...
Etiketler: Yasam
Sıkıntılı günler geçiyor olmanın yanında, her zaman yakındığım vakitsizlik de eklenince planladığım işler hep aksamaya başladı son günlerde.
Ofiste ki işlere gösterdiğim özeni kendi hayatımdaki “yapılmalılar” listesinde yer alabileceklere göstermediğimi fark eder oldum.
O yüzden hiç önermediğim, ama zaman zaman kendi tarzınızı ortaya koymanın en iyi yolu değerlendirdiğim ilk aklına geleni yapma, ani karar verme ve fazla düşünmeden harekete geçme yoluna girdim, girmek zorundayım.
Kafamda her şey için yeterince yer yok sanırım. Bir süre olurunda gidecek her şey galiba…
Etiketler: Karalama

